013. Hyde Park & Speakers’ Corner
Posted by admin on Nisan 24th, 2009Harrods’a uğradıktan sonra Hyde Park’a doğru yol almaya başladım. Amacım İngiltere’nin ve Londra’nın en meşhur parkı olan bu yeri bir de sonbaharda görmek; Speakers’ Corner denen o meşhur yere uğramak, konuşanlara biraz kulak vermekti.
İstanbul’un aksine Londra’da yürümek keyif verdiği için taşıt kullanmamayı tercih ediyordum. Londra’nın parkları beni hep kendine hayran bıraktı. Nasıl oluyor da bu parkları bu kadar güzel yapmayı ve temiz tutmayı becerebiliyorlardı? Hayret! Yemyeşil ve asfalttan daha düz parklar… Yağmurlu günlerde bile çamursuz.
Ah İstanbul! ‘Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer’; ama bir de çamurun, tozun, çarpıklığın her çeşidinin olmadığı bir yerin olsa bilmem şair o zaman ne yazardı?
Burada çayır çimen biraz değişik. Yabani değil, ehil. Çok garibime gitti. Bizim orada çayır çimen başkaldırıyor ama burada uslu uslu şehri güzelleştiriyor. ‘Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur’ demiş doğru sözlü atalar.
Bu insanlarda bir gardening yani bahçecilik geleneği var ki sormayın. Herkesin bahçesi var evinin önünde, hafta sonları bu insanlar saatlerce bahçelerine bakıyorlar. Bu gardening merakı öyle ilerlemiş ki bahçesi olmayan insanlar bile yerel yönetimlere veya bazı kuruluşlara ait belli bir arazide ufak bir kira ödeyerek bu hobilerini gerçekleştiriyorlar ve ‘allotment’ adı verilen bu yerlerde sebzeden çiçeğe her şeyi yetiştiriyorlar. Tabi mekan elverdiği ölçüde.
Eee tabi bütün bunları bilip de Hyde Park’ın güzelliğine şaşırmak imkansız. Burası 600 dönüm üzerine kurulu ve üzerinde ‘The Serpentine’ (Yılankavi) adında bir gölü bulunan büyük bir yer ve yaz ayları insanların sere serpe yattıkları bir park. Genelde burada ata binenlere, skating ve cycling yapanlara, gölde kürek çekenlere sıkça rastlanır. Fakat buranın turistler için en ilginç yanı, sanırım Speakers’ Corner adını verdikleri ve isteyenin istediğini söyleyebildiği yer. Bu tip insanlara eskiden ‘soapbox orator’ derlermiş; çünkü bir iki metrelik bir platformun üzerine çıkıp nutuk çekermiş bu insanlar. Buradan bir sürü politikacı (ağzı laf yapan insan) yetişmiş. Çekirdekten yetişme dedikleri şey bu olsa gerek.
Hyde Park’ın konuşma yapılan bu köşesine vardığımda her zamanki gibi yine insanları konuşur, bağrışır ve tartışır buldum. En baştaki adam eline İncil’i almış İsa’yı anlatıyor etrafındakilere, onun beş on metre ilerisindeki -dinleyebildiğim kadarıyla- kendi politik düşüncelerini anlatıyor, ona buna çatıyordu. Az ileride Cezayirli bir adam bir sandalyenin üzerine çıkmış Cezayir’de Fransızların ve devletin elele verip katliam yaptıklarını, suçı kendi üzerlerine yıktıklarını haykırıyor; yanındaki adam da bir bayrak sallıyordu. Onların hemen ilerisinde bir adam elinde bir İncil ile İngiltere’nin İncil’e bağlı kaldığı için böyle bir ülke olduğunu, bundan dolayı birçok kültürle tolerans içinde iç içe yaşayabildiğini bağırarak duyurmaya çalışıyordu. Seyircilerden İngiltere’nin politikalarını beğenmeyen bir İngiliz, ona cevap verdiğinde suratı kıpkırmızı oluyor, onu mat etmeye çalışıyor; fakat adam biraz çetin ceviz çıkınca, durduğu o yüksek platformdan ‘Just get out of here!’ (Defol başımdan!) diyerek adama bağırıyor; onun nutuğunu bölmesine izin vermemeye çalışıyordu.
Ortam bir pazar yerini andırıyor, herkes fikrini, düşüncesini karşısındakine duyurmak için çaba sarf ediyordu. Bu kadar insan arasında dikkatimi en fazla, Amerika’daki zenci ve zenci Müslümanları temsil ettiğini söyleyerek siyahlara kısaca ‘birleşin’ diyen ve arada bir de dini tebliğ yapan bir grup çekti. Hepsi siyah takım elbise, beyaz gömlek giymiş kırmızı papyon takmışlardı. Komik görünüyor ama çok ciddi duruyorlardı. Başlarındaki adam önderlerini soruyor; orada bulunan takım elbiseli yirmiye yakın insan da hep bir ağızdan ‘Elijah Muhammed’ diye yanıtlıyordu. Söylemleri, her ne kadar bizim beyaz insanla alıp veremediğimiz yok diyorlarsa da siyah ırk üzerine kurulu idi. Renk kavramını bir türlü kafalarından atamamışlardı; ama çok disiplinli ve düzenli bir görüntüleri vardı. Orada fazlaca dikkat çekiyorlardı.
Onların tam karşılarında bir ideoloji türetmiş olan orta yaşlı bir adam ortaya çıkardığı ideolojiyi insanlara anlatıyor ve insanlığın mutluluğu için bu yolu tavsiye ediyordu. Yanındaki adam da etraftakilere bu ideoloji ya da öğreti ile ilgili çeşitli broşürler dağıtıyordu.
İşte böyle. Burası, yani Speakers’ Corner tam bir Pazar yeri. Cıvıl cıvıl, rengarenk tam bir fikir cümbüşü. Burası her nedense bana çok değişik gelir. Belki de insanların fikirlerine, görüşlerine fazlaca saygı duyduğum ve onları merak ettiğim ya da 21. yüzyıla girerken insanların yeni düşüncelere ihtiyaçları olacağını zannettiğim için… Bu tip fikirler ve düşünceler de ancak böyle ‘özgür’ yerlerden çıkabilir. Burada insanlar görüşlerini gizli faaliyetlerle yaymaya çalışmıyor, tam aksine eleştiriye açık bir ortamda test ediyorlar. Tabi bu test dinleyiciler için de geçerli.

Tags: allotment, gardening, hyde park, marble arch, serpentine, soapbox orator, speakers corner

